22 Ekim 2019

Çerkes Bir Boşnak Kızı

Kategori: Yazılar

Fatma Zişan Albayrak

Çerkes Bir Boşnak Kızı

Hep genlerimin bana getirdiği bir acı var diye düşünmüşümdür. Sanki tüm tarih kalbime depolanmış… Ben Çerkes bir Boşnak Kızı’yım. Bir yanımda Kafkasya’nın dağlarını teneffüs edip, atlarla dostluk kurarken soykırıma uğramış, topraklarından gönderilmiş, başı dik ve cesur bir delikanlı… Diğer yanımda Bosna’nın vahşi yeşilliğinde sulh ve neşe içinde yaşarken, Avrupa’nın ortasında katledilmiş dantel zarafetinde mavi bir kelebek var. Acı DNA’ma işlemiş gibi… Sanki nedensiz üzüldüğüm her anın köklerimle bir bağlantısı var. Yeterince üzülünmemiş, konuşulmamış, anlatılmamış iki hikâyenin kıpırtısı boş bulunduğum zamanlar. Geçmişimdeki iki cesur Çerkes ve Boşnak kızın bana fısıldadıkları…

Geçen gün sıkıntıdan patladığım bir an babamdan bana Amerikan Yerlileri (Kızılderili) kitapları getirmesini rica ettim. O daha almaya fırsat dahi bulamadan sevgili aile dostumuz Selçuk Abi sahaftan ilk baskıları kapmıştı bile. Sapsarı sayfalar, toz kokusu ve daha önce kimin karıştırdığını bilmediğim sayfaların gizemi… Her cümlede içim titriyordu. Sonra sadece kitaplarla kalmadım tabii… Çünkü bir olayı, milleti, yeri merak ettiğimde deli gibi araştırmak ve sonra pat diye her şeyi bırakmak gibi bir huyum var. Gerçi… Amerikan Yerlileri'ni hiç bırakmadım çünkü onların kültürleri, inançları ve insanları hiç ilginçliğini kaybetmedi. Kitaplardan birini okurken iç çektim: “Keşke şimdiki Amerikan Yerlileri de biraz doğayla iç içe olsalar. Keşke insanlar toplanıp tekrar kabile olsa ve rengârenk tüyler taksa…” Bu düşüncelerim iradem dışında biraz sitem şeklinde ortaya çıktı. Sanki onları geçmişlerindeki insanlara benzemedikleri için suçluyordum. İç sesim bana ünlemlerle dolu bir uyarı gönderdi: “Hey evladım! Sen Kafkasya dağlarında at koşturuyor musun ha? Geleneksel kıyafetlerinizi giyiyor musun? HİÇ BOŞNAK BÖREĞİ YAPTIN MI? Çerkesce biliyor musun seni patates surat! HAYIR BİLMİYORSUN! O zaman ne bu artistlikler? Yargılamayı bırakıp işine bak. Tipsiz.” Bu beklenmedik hayat dersi moralimi bozdu… Ne yazık ki ben… haklıydım.

Aslında böyle bir karşılaştırma yapmam yersizdi. Bir tarafta tüm mazlum milletleri kucaklayan Türkler, diğer tarafta önüne gelen milleti kırıp geçiren Amerika Birleşik Devletleri…

Kendime gelince, geçmişte önüme çıkmasına rağmen umursamadığım ipuçları bir bir doluştu aklıma. Ağustos’ta anneannem soy ağacının bulunduğu kocaman bir kitap göstermişti bana. Tüm Şahinpaşiç ailesinin üyelerinin isimleri, yaşadıkları yerler, fotoğrafları, doğum ve ölüm tarihleri özenle yazılmıştı. Sonra birkaç hafta önce gittiğim Tokat geldi aklıma. Müzede beni bir Çerkes savaşçının deri çizmeleri selamlamıştı. Evet ismi bilinmiyordu ama sanki biraz bizim ailemizin alacağı türde bir çizmeydi. Belki de büyük büyük büyük… büyük dedemle tanışmıştım. Bunu düşünmek dahi beni ürpertiyor! Verilerin beynime yüklenmesi zaman aldığı için her şey yeni yeni dank ediyor…

Son noktayı koyan olayı anlatmak istiyorum size… Geçen gün 12-13 yaşlarında bir çocukla tanıştım. Çerkes olduğunu söyledi. Büyüklerinin hangi tarihte Türkiye’ye geldiklerinden, aile toplantılarından, Kafkasya topraklarındaki buluşmalardan söz etti. Ben… neden… bu kadar… bilgisizdim?

İkinci son noktayı koyan durum da ablamın mesajıydı. İnternetin tozlu arşivlerinden bulduğu birkaç Çerkes kadınının fotoğrafını göndermişti bana. O kadar güzellerdi ki… Biraz araştırınca, savaşçı bir kadının fotoğrafını buldum. Sonra dedemin biz doğmadan önce hep kız torun istediği geldi aklıma. Kadınlar dünyanın çeşitli yerlerinde ezilip hor görülürken, benim büyüklerim tüm kız bebeklere prenses muamelesi yapıyordu. Gülümsedim. Çok içten bir şekilde…

Aynısı Bosna’m için de geçerli. Güçlü kadın imajını tam anlamıyla ilk orada gördüm. Anneannem ben küçükken de oldukça yaşlıydı. Dizi ağrırdı, sırtı ağrırdı, başı ağrırdı… Ama o an canım Ratatouille ve Sushi çekse dahi tek kelime etmeden kalkıp hazırlardı. Yani o yemekleri hiç yapmadı ama… siz anladınız. Anneannem otuzdan fazla çocuk büyüttü ve her gıdanın mumla arandığı bir savaşta ailesini doyurdu. Bunu nasıl yaptığını kendisi dahi bilmiyor. Allah yardım etmiş…

Üçüncü son noktayı da babamın Adigey belgeseli koydu. Şöyle diyordu: “Selamün aleyküm Kafkasya! Geri döndüm!”

Son zamanlarda İsveç’e gidip dağda yaşamayı düşünüyorum. Oldukça ciddiyim. İsveç’i seçmemin sebebi yılan nüfusu. Oldukça azlar. Türkiye’de 66 çeşit yılan (tamamen hafızamın bana aktardığı bir bilgidir. %87 yanlıştır.) olduğunu duyduğumdan beri huzursuzum.  Doğayı çok sevmeme rağmen kalp krizi geçirmemek için yeşil alanlara girmeye çekiniyorum. Aslında İzlanda’da hiç yılan yokmuş ama orası biraz Marsımsı bir yer. Mars’ta yaşamak istesem niye oraya gideyim? Bu saçma soruyu sorgulamadan devam edelim…

Evet İsveç’ten söz ediyorduk. Bir şeyle ilgilenince deli gibi araştırdığımı söylemiştim. İsveç müziği de pakete dahildi. Jonna Jinton isimli çok sevdiğim bir sanatçı ona dedesinden kalma akordeonu gösterip çok güzel bir parça çaldı. O an o kadar içim gitmişti ki… “Keşke bana da bir aile büyüğümüz akordeon bıraks…” Babannemle göz göze geldik. Ankara’daki Çerkeslerin en başarılı müzisyeni ve kırmızı akordeonu… Yutkundum…

Her zaman baleyi ve bale müziğini sevmişimdir. Bunun en büyük sebebi Tchaikovsky’nin Kuğu Gölü parçası… Küçükken izlediğim bir filmle aklıma kazınan bu eser hala etkisini kaybetmedi. Balerinlerin parmak uçlarında dans etmeleri hep içimi kıpır kıpır etmiştir. Geçen gün yine kökenlerimi araştırırken birkaç Çerkes müziği dinledim. Çünkü Bosna tarafımda her şey belgelere ve tarihi kayıtlara sahip olsa da Kafkasya kısmı benim için kocaman bir bilmece. İnternet okyanusunun ıssız sularında dolaşırken dinlenmek için bir ada buldum. Çerkes dansı…

Benim fok balığımsı hareketlerime karşın ablam Çerkes düğünlerinde insanları etkilemede oldukça yeteneklidir. Fakat tabii ki bizim bildiğimiz hareketler ileri ve geri giderken kolları zarifçe hareket ettirmekten ibaret. İzlediğim videoda bir kartal ve bir serçenin dansı vardı.

Kartal genç ve dinçti. Yıllardır özgürce uçmuş, zorlu hava şartlarına ve düşman kuşlara göğüs germişti. Güçlüydü. Sorumluluk nedir bilmezdi. Yalnızdı ve duygularını bastırmıştı. Sonra bir gün bir serçeyle karşılaştı. Nasıl davranacağını bilmiyordu. Zıpladı, kanatlarını düşüncesizce salladı. Hareketleri tutarsızdı. Fazla enerjikti. Etrafta dönüyor ve hislerini dışa vurmanın yollarını arıyordu. O ağırbaşlı hallerinden eser yoktu. Toydu. Mantıksızdı.

Serçe yaşamın zorluklarından haberdar olduğundan kendini korumayı öğrenmişti. Atacağı adımı bilirdi. Her hareketini düşünüp tartardı. Kanatlarını zarifçe hareket ettirir ve bir kuğu gibi süzülürdü. Ve sonunda gökyüzüne uçarken ikisi de yerini bir başka kartal ve serçeye bırakırdı.

Beni en çok etkileyen şey, dansın çoğunun parmak uçlarında geçmesiydi. Üstelik uzun elbise sayesinde dans eden kadının uçtuğu hissiyatına kapılıyordu insan. Ayaklarını göremeyince kanat arıyordu.

Her şeyden mantıksız anlamlar çıkaran ben şöyle düşündüm: Şu an sevdiğim ve beğendiğim her şeyin geçmişimle bir bağlantısı var.

Babamın eve gelmesini beklerken sabırsızlıktan düşüncelerini dahi duymayan ben, kapının çalmasıyla hopladım. Hemen E-Devlet’e girip soyağacımıza bakması için onu rehin aldım. Tarihimiz önümüze sıralandı. En büyüğümüzün ismi Kan’dı. Evet belki o an etkileyici Osmanlıca kelimeler sıralayıp övgülere boğabilirdim bu ismi… Fakat Rock N Roll tarafım ağır bastı ve dedim ki: “Ne kadar cool!”

Kamuka vardı, Hurey, Naşe, Sasu… Filmlerde duyup etkilendiğim o kabile isimlerine benziyorlardı. Köşenaşhu, Hazu, Kanbut, Kebehan, Bibert… Sonra Ömer vardı. Mehmet, Şehided, Abdullah, Mahir, Melek, Hayırlıkız… 1879’da doğmuş olan Hatice Albayrak beni gülümsetti. Sanki şimdi kapıdan girecek gibi bir his uyandırıyordu ismi.

Acaba nasıl insanlardı? Benim gibi süt ürünü sevmeyenler var mıydı? Yazı yazıyor muydu geçmişimdeki bir kadın? Şair olanı var mıydı… Belki de tıpatıp birine benziyorumdur ama haberim dahi yoktur. Hatta bazı filmlerdeki geçmiş zaman ve şimdiki zamanda aynı aktrisin oynaması gibi ben de geçmişe gidersem kendimle karşılaşırım. Hayallerim ellerimi ısıtıyor.

Ben Çerkes bir Boşnak Kızı’yım. Geri döndüm.  

Yorumlar (2)

  • Adıge

    Adıge

    23 Ekim 2019 19:57 zamanında |
    Umarım bir daha gitmezsin :) Tebrikler.

    yanıtla

    • Fatma Albayrak

      Fatma Albayrak

      24 Ekim 2019 10:03 zamanında |
      Teşekkür ederimm! ^^

      yanıtla

Bir yorum yapın

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz.